HASAT VAKTİ

Hasat vaktiydi. Gireniz’de köylüler, dört gözle tatile girmelerini bekledikleri çocuklarıyla birlikte tütün ve buğday tarlalarında gece gündüz demeden, tütünlerini kırıyor harmanlarını topluyordu. Acıpayam’ın en güzel yeriydi bu vadi. Solda,dağların kucağındaki Geyran Yaylası, tavlı bir beygir sırtı gibi temiz ve parlaktı.

Aşağıda, köyün gerisinde, tütün aranlarına kadar inen koyu yeşil, cılız çamlıklar, kadife yamaçlarla örtülü dağların, derisi yüzülmüş hayvan eti renginde çıplak yerleri, yaz güneşi altında yanıyordu. Abaz ile Benlik arasında, uçurumları al, beyaz ve sarı renklere bürünmüş Namazlar Vadisi ile ondan epeyce aşağıda, kurşun rengi yaz kış hiç değişmeyen Tavşancı Vadisi (Lele), birbirlerine bakarak, sessiz-sakin dertlerini söyleşiyorlardı. Namazlar’ın derdi, Tavşancı’nınkinden daha büyük, daha derin gibiydi. Göğün kim bilir neresinden kopmuş bir bulut parçası, her akşam gelir, bu uçurumları yüksek vadiyi sarıp sarmalardı. Esen rüzgarlar Namazlar’ın uçurumlarına çıkmaz, onun sessizliğini bozmazlardı. Rüzgarlar, sadece Bozdağ ile yaylaların arasındaki kanyon geçidinden geçer, Benlik ile Abaz’ın bahçelerindeki elma, armut ağaçlarını, üzüm asmalarını, tütün ve buğday tarlalarını tarar, her yerden bir tat, bir hoş koku alarak dağların eteklerine yatarlardı.